Detokslardayım, Bırakma Beni Ekmek Amca.
// 26 June 2010 // günlük hayat
Hiçbir şey düşünemiyorum, açım.
Geçen gün annemle Defne Samyeli’nin programını izliyoruz, ay o kadına kadın programı sunmak yakışmıyor, fazla seviyeli kalıyor, orada kadınlar göbek falan atmak istiyor, hatun bilgisini döktürüyor. Kaçsın hemen ordan. Neyse, buna Ahmet Maranki diye bir adam çıkmış, o sihirbaz Mandrake geliyor aklıma her adı söylendiğinde, Tayyip bıyıklı bir amca. Adam dedi ki yok ayın konumu çok uygunmuş bilmemneymiş, bu cuma cumartesi pazar detoks yapın. Dedim he, yapalım.
Konsept şu: “vicudunuza” detoks süresi boyunca hayvansal içerikli, hamurlu, sütlü şeyler almıyorsunuz. Kendinizi sebzelerin mide bulandırıcı dünyasına bırakıyosunuz, meyve, sebze, havada uçan haşlanmış patatesler, halbuki kızartması olsa heba olmayacak, kabaklar, ıspanaklar, bu ikisini kurtarmanın yolu yok zaten, dayanamayarak öğürmek suretiyle vücunuzda bulunan her yemek kırıntısını çıkarıp zayıflıyorsunuz.
Yok aslında öyle değil, yani son kısmı. Öğürmeden, sidik yoluyla toksinlerden arınıp daha sağlıklı oluyorsunuz. Dicle bacınız zayıflama derdinde halbuki, 36 beden oldu ya, yetmedi.
Ben sebzeden nefret ediyorum. Seven insanları da anlamıyorum. Yahu, atalarımız çiğ et yiyormuş! Sebze ne, geviş mi getiriceksiniz?! Dayanamazdım haşlanmış sebze konseptine. Zaten diyetteyim ayağına “Anne yok, kızartma o nugget’ları -gözler o sırada aç kedi gibi nugget’ları süzmekte, bir gün kavuşmanın hayalini ‘Elbet Bir Gün’ fon müziği eşliğinde kurmaktadır- ben sebze yiyeceğim.” dediğimde annem bir süre mavi ekran verir, bön bön bakar, kızını kaçıran uzaylıların gezegenini merak eder. O derece. İşte bu Mandreke, aman Maranki kiraz detoksu diyince benim gözler faltaşı gibi açıldı.
Konsept şu: kiraz, yeşil çay, kiraz, yeşil çay, kiraz, yeşil çay… Evet bütün gün bedene katı olarak kiraz, sıvı olarak yeşil çay giriyor. 3 gün. 72 saat.
Ekmek istiyorum yahu, vıcık vıcık kiraz istemiyorum! Ama ya işe yararsa diye de merak ediyorum. Yarın tartıldığımda 54′ten bi gram yukarıda olayım, Maranki, gör sen olacakları!
Aç ve sinirli Dicle evden bildirdi.
Not: Ayrı bir yazı konusu yapmaya gerek yok da o yüzden not olarak ekliyim dedim, bir arkadaşım geçen haber verdi, Formspring’de kazmanın, evet kazmanın önde gideninin teki beni sözde Eveykın’a ispiklemiş bu kız da “fanfic” yazmış diye. Efem, kazmacanım, ben bunu saklamıyorum, o yazının başında “bu kızı eleştirmiştim, o zaman benim de hikayem var demiştim, buyrun hikayem.” yazmışım, dikkat edersen. Hem de yetmemiş, yazıyı yeni bloguma da taşımışım. Hay Allah, benim bunu saklıyor olmam lazımdı, tüh! Ayrıca toplamda iki hikaye yazmama rağmen yakın zamanda bir mail aldım, hala bir yerlerde yazıyor muyum diye, demek ki takip edenimiz de yok değil. “Yazar”ımız da “Hohoho, one-shot demiş, hani İngilizce kullanmıyorduk?” demiş. Onun yanında açıklaması var, terminoloji diyedir demiş, koymuşum. Türkçe kullanmayı beceriyorum hemi de bayağı iyi, meraklanmayalım.








olm hasta ruhlusumusun ne diyim ben sana !?
azicik kiraz bile gaz yapiyor ben de ya
butun gun kiraz yedgimi dusunemiyorum “