‘gösteri’ Etiket Arşivi

Rock on Broadway & Bir Yerleşme Hikayesi

// 17 August 2008 // 4 Yorum » // sınıflandırılmamış

Eh, nereyi kazandığım belli =) Bir de işin içyüzünü anlatayım size, çünkü sıradan bir "Bilgisayarı açtım, baktım, aa Boğaziçi!" öğrenme şekli değildi benimki. Zaten garip olmayan neyim var ki?!

Perşembe gününden başlamak uygun olur. Arkadaşımla Rock on Broadway’e gitmeye karar verdik, Pamela Spence, Burak Kut, Hande Yener, Fadik Sevin Atasoy gibi isimler çeşitli müzikallerden parçalar söyleyecekti. Kadıköy’den bir Kabataş, arkadaş ve annesiyle buluşma, oradan Harbiye Açık Hava. Bu sırada ertesi gün yerleştirme sonuçlarının belli olacağını öğrenme, geçici şok.

Yavaş yavaş dolar oturaklar, Hıncal Uluç olanca parlayan kafasıyla görünür, Kavak Yelleri’nde Umut’u oynayan Yiğit Evgar seyirciler arasında çaprazımızdadır -o çocuğu Kavak Yelleri’nde kısa saçlarla biraz beğendiyseniz, uzun hali dalgalı olan o saçlarıyla ölür bitersiniz, ki oldukça tatlıydı!- birkaç ünlü daha görülür, Nazlı Ilıcak Hanım gelinini seyretmek için koşup gelmiştir oğluyla vs.

Derken şov başlar efendim. Jesus Christ Superstar müzikalinden alınan parçada Doğan Duru harikalar yaratıyor, lakin Meyra çıkınca herkeste bir bozulma… Yani ne bileyim, madem her şey İngilizce’ydi, İngilizce’si o kadar iyi olmayan insan grubu için uzadıkça uzayan kısmı kesebilirlerdi biraz, zira Meyra’nın bölümünü anlayamadığımızdan genelde Yiğit Evgar’ın tepkilerini izleyerek geçirmeyi daha hayırlı bulduk.

Ardından Pink Floyd’dan The Wall vardı, "We don’t need no education, we don’t need no thought control…" sözleri eşliğinde biz coştuk tabi, ertesi gün de sonuçlar açıklanacak; ama eğitim hayatı geride kalmış izleyici öyyle baktı…

Sonra küçük bir kızımız çıktı, o ne şirinlik o ne ses! Pamela‘yla bir anne-kız düeti yaptılar biz "Çok tatlı!!!" nidalarıyla dinledik, zira çok süper bir sesi vardı… İngilizce telaffuzda birçok sanatçıya taş çıkardı!

Sırayla gidemiyorum sanırsam, ama ara verildiğinde önümüzdekiler "Abi bu ne ya, kalkalım!" diye tutturdular. İngilizce’den çaktığım halde telaffuzdan dolayı bir kısmını anlamadığım için ben bayıldıysam, onlar nasıl bayılmıştır, dedim, hak verdim. Zira, müzikali anlamak için tek yapabileceğiniz dinlemek. Ne dekor, ne kostüm! Avea böyle mi sponsor oluyor? Futbol takımlarının haline bakınca çifte standart, diyesim geliyor.

Aradan sonra kaldıklarına memnun oldular, Fadik Sevin Atasoy mü-kem-mel-di. Ayrıca tek Türkçeleştirilmiş kısımdı onunki ve sahneyi doldurdu, dans etti, süper söyledi, öldürdüğü adamları bize kahkahalar attırarak anlattı.

Bundan sonraki Chicago müzikalinden jartiyerli alıntılar *tek kostümlü kısım* erkeklere "İyi ki kaldık!" dedirtti, zira Pamela ve Irmak Ünal bayağı seksapalite konuşturdular! Ancak ikisinin birlikte çıktığı bölümde Pamela kendine baktırmayı bildi, zaten gecenin yıldızlarından biriydi o. Müzikallerde rol ala ala iyice pişmiş, sahneyi başka kimse olmasaydı da elinde tutabilirdi. Zaten olayın onun üstüne kurulu olduğunu, gösteri biterken We Will Rock You’nun üstüne doğaçlama söylediği sözlerle sahne arkadaşlarını tanıtırken de iyice anladık. 

Hande Yener’in Hande Yener olduğunu ise bir süre anlamadık, zira Moulin Rouge’dan alınmış bir parçayı kafasında kocaman tüyle söylerken yüzü pek görünmüyordu. Sahne önüne yürüyene dek de o olduğuna ihtimal vermedim, "Yok ondan o ses çıkmaz!" dedim. Detone falan bilmem, müzisyen değilim ama kadına önceden kıl olmama rağmen, sahne önüne iki adım atıp, hiç kıvırıp oynamadan tüm dikkati üstüne çekmesi, şarkıyı da gayet iyi söylemesinden sonra Sezar’ın hakkını Sezar’a vermenin doğru olacağında karar kıldım.

Burak Kut… Ters dönmüş armut, şeklinde tam kafiye yapabiliriz, cidden bir göbek yapmış, üstüne düğmeleri pırtlamak üzere olan yeleği ve dar pantolonla olmamıştı. Ayrıca konser miydi o, şarkısını bitirdikten sonra teşekkür etmesi neydi? Anlamadık. Yine Yiğit Evgar’a baktık.
Derken We Will Rock You ile kapanış yapıldı ki orada sesten kaçan bazı hanımteyzelerimiz oldu ^-^. Biz de kötü olduk, tam hoparlörün karşısında. Size tavsiyem, açıkhava konserlerinde 3. ya da 4. sınıf arka ve orta biletlerden almanız. Öne yakın olmak avantajdan çok dezavantaj açıkhavada. Zaten o basamaklar her şeyi görmeniz için yapılmış, bir de yukarıdan bakınca daha iyi oluyor. Hem de hoparlöre fersah fersah uzaksınız.

Eve dönüldü, makyaj temizlendi ve yatıldı.

Sabah, akşam 12′de yatılmamış gibi 6′da ayağa kalkıldı. Sabah mahmurluğuyla mutfağa gidildi, mısır gevreği poşetini alınıp en sevilen kaseye dolduruldu. Buzdolabından beyaz şişe alındı ve gevreğin üstüne boca edildi. Şişe kaldırıldı ve etiketine bakıldı. "… Ayran" !!! Mısır gevreği bittiğinden üstte ayrana bulaşmamış olanlar yüzeyden kurtarıldı. Çöp poşeti çıkarılıp, kaseyi kenara vurmak kaydıyla kase boşaltılmaya çalışıldı, süreç içinde sabah mahmuru ÖSS mağduresi kaseyi kırıp poşeti delmeyi ve bütün mutfağa ayran saçmayı başardı. Artık gözler dolmuş bir şekilde mutfak silindi, "İnşallah Boğaziçi’ni kazanmışımdır, yoksa annem bu yaptığımı görmezden gelmez, mahveder beni!" gibi saçma bir düşünce ne alakaysa akıldan geçti ve mısır gevreği yenildikten sonra saat 7′de bilgisayar açıldı. Saat 9 buçuğa kadar saçma sapan şeylerle oyanıldı ve 9:27′de ÖSYM’nin sitesine girildi. TC Kimlik no girilmek suretiyle yerleştirilme sonucunun Boğaziçi olduğu öğrenildi ve çığlıklar içinde işe gitmiş babaya telefon açıldı. "Aman zaten orası olacaktı…" tepkisiyle sinir tepeye zıpladı. Ardından sabah sporundan dönen annenin üstüne "Boğaziçi!!!" nidasıyla zıplandı.

Annemle zıplamamız komedi zaten!!! Resmen tavşan şeklinde geçirdik 5 dakikamızı. Saç baş dağıldıktan sonra fizik, matematik ve kimya hocalarıma telefon ettim. Biraz ağlama falan… Mutluluk gözyaşı canım!

Facebook’a girdim; ama network üniversiteden verilmiş email adresi olmadan kabul edilmiyormuş, eyvallah, kayıt olana kadar bekleriz, dedim. Heyecan yatışınca da buraya yazdım işte…

Bu arada hepinize tebrikleri için çoo…ok teşekkürler!