‘gündem’ Etiket Arşivi

Hobarey!

// 17 July 2008 // 2 Yorum » // sınıflandırılmamış

 ”…bırak kalsın bir zamanı var, zorlama güzelim!”

Ferda Anıl Yarkın’ın bayağı eski “Zorlama Güzelim” şarkısını dinliyorum ve bugün üstünde yazacak konu bulamıyorum. Oysa ki 7 günlük Bodrum tatilinde, bilgisayarımı özlerken aklımdan 70 çeşit konu geçiyordu, Ergenekon (ger-ger-gene-kon), erkekler, güneşlenme taktikleri vs. Hepsi uçup gitti aklımdan. Sebepsiz değil tabi, bildiğiniz çok süper bir sebebi var. ÖSS!!!

ÖSS hakkında yazıp canınızı sıkmaya meyilli değilim efenim, birçok kişi bu konudan ızdırap çekiyor olabilir, lakin ben tam “Kesin kaydırdım!” nidaları içinde bir dahaki sene gideceğim dershane ve kullanacağım kitaplara karar vermişken, tatilimin sonunda güzel haberi aldım; ama bu kadar erken almaz olaydım da demedim değil. Karnıma saplanan ağrıların ardından, sonuçların belli olmasından bir gece önce, otelin barında gözlerimi kapadım. “Anne ya başım dönüyor, sanki bir geminin üstündeyim böyyleeee…” diyip gözümü açmamla boş sandalyelere bakakalmam bir oldu! Annem, yüzü sevimli hayalet Casper görmüş gibi “Senin tansiyonun çıkmış yavvvruuuummm!” diye bir feryat etmiş. ^-^ Bir o sorunumuz eksikti. Sabah da altı buçukta baş dönmesiyle uyanıp on buçuğu zor ettim. Neyse, sonuç olarak ilk 500′deyim, (ve hayır, 400 küsürüncü olduğum için ilk 500deyim demiyorum, ilk 100′de de olabilirim, 200 küsürüncü de olabilirim, 499. da) ve şimdiye kadar ODTÜ ve ne alakaysa Sözel-1′de ilk 100′e girdim, bir sayısalcı olarak utanıyorum! Boğaziçi Endüstri Mühendisliği’ne girme ihtimalimin oldukça yüksek olduğu söyleniyor, kısacası dostlar, mutluyum ve sizi sıkıp mutsuz etmek istemiyorum, hemen konudan konuya zıplamaya devam ediyorum!

O kadar tatile gitmişim, anlatmak olmaz, değil mi? Efenim, ailemizin tatil durağı, içinde millilerin de olduğu 3 futbolcu, milli bir basketbolcu ve bir dizi oyuncusu/VJ’in de bulunduğu sosyetiklerin takıldığı bir Gümbet oteli. Çok heyecan yapmayın, bütün yemekleri beyefendilerin ayaklarına gittiği için doğru düzgün göremedim, bunda biri 3.25, diğeri 2.75 miyop olan gözlerimin etkisi de yok değil. Sadece oyuncu hanım oldukça sempatikti. Zaten bizim neyimize animasyonsuz; denize tül şeklinde garip elbiseler ve koca takılarla inen sosyetiklerin takıldığı otele gitmek? Biz sakincene bir deniz ailesiyiz, yıllardır havuza parmak ucumuzu sokmadık. Bodrum’a inmeye çalıştık, yöre insanının “Sağdan aşağı sallanacan abi!” tarifleriyle tatlanan bir küsür saatlik yolculuk sonucu tek işe yarayan tabelanın işaret etmediği Bodrum’a indik. Dum-tıs müzikleri arasında, ablamla Halikarnas diskosuna özlem dolu bir bakış attık ve “Yurdum kızı şort icat edilmese ne giyerdi acep!” “Abla, ben erkek olsaydım bu kızı taciz ederdim, ne bu ya!” “5 cm bacağını uzatmaya 10 cm topuk giymiş!” yorumları eşliğinde gezerken, babam hazırlanmaya zaman bırakmadığından üstümüze geçirdiğimiz uzun pantolon ve tişörtlerle (“Abla kendini türbanlı gibi hissetmiyor musun bu tiplerin arasında?” “Benim göğüs dekoltem var kızım, kendine bak!” erkeklerin bile bizden fazla dekolte yaptığını fark ettik.

İki gece sonra Göltürkbükü’ne gidişimiz ayrı, “Tanıdık yer yav, oturalım.” diye gittiğimiz Mado’da 2 dondurmaya 30 YTL vermemiz (“Sadece 2 dondurma yedik, yemek yemedik, farkındasınız, değil mi!?” – Babam) ayrı rezaletti. Zaten sosyetiklik bizim neyimizeydi?

Plajımız ayrı garipti, insanlar denizi arada bir serinlemek amacıyla kullanıyorlardı. Bizim aile için deniz, tatilin temel eğlence kaynağıdır halbuki. Başkalarının öğle yemeği olarak yediği tavuklu salataları, biz aperatif olarak alıyorduk. Sadece ikişer kilo alarak, tatilimizi tamamladık neyse ki.

Ergenekon’a hiç değinmiyorum. İş oldukça canımı sıkıyor. Sulandıkça sulandı, bir tarafımla gülmeye bile hal bırakmayan deliller sunuldu. Okuyucu mektubuyla adamı içeri alıyorlarsa, her kıl olduğum hakkında mail atayım, hay Allah’ım. Kapatma davasında son aşama, papatya falında “kapatılıyor, kapatılmıyor”a kaldı. Allah sonumuzu hayretsin.

Tatildeyken süper bir kitap okudum: “Yeni Başlayanlar İçin Suşi – Marian Keyes”. Hayır efendim, yemek tarifi kitabı değil, gayet de süper bir romantik kitap. Bu sıcaklarda ağır romanlar, cinayetler, Ergenekon kitapları, siyaset okumaktan sıkıldıysanız buyrun efendim. Beni de Şarkı Söylemek Lazım’ın en sempatiği, MEL‘e yeni aday (kimi atsam acep) Özgür Özberk hakkındaki hayallerimle başbaşa bırakın…

İyi tatiller!!!

Ampul, Sıkmabaş, ÖSS…

// 13 June 2008 // 1 Yorum » // sınıflandırılmamış

Şu havalı Amerikan filmlerini hepiniz bilirsiniz: Davalı suçu artık herkes tarafından bilinen ve kabul edilmiş bir zanlıdır ve süper karizmatik savunma avukatı, yasada her zaman bulunan hukuki boşluğu kullanarak adamı kurtarır. Ben, yıllar yılı hukuku bu zannettim: Yasal boşluklardan faydalanmak.

Sanırım, günümüzde hala hukuku böyle zanneden bir zihniyet var, evet, ampul partisini kasdediyorum. Anayasa Mahkemesi kararı belli olduktan sonra bir hukukseverlik başladı ki sormayın! Gerekçesiz karar yayınlanamaz, bilmemkaçıncı maddeye aykırıdır! Bizim yaptığımız değişiklik, türban için değildi ki, özgürlükler içindi! Zaten ben çıkıp bağırdım meydanlarda “Haydi kızım, kap bir bez parçası, sar kafana, sonra doğru okula!” Hukukseverliğinizi, laiklik ilkesinin bir kilometre arkasından tepetaklak dolanırken gösterecektiniz, maalesef biraz geç oldu, ki zaten ortada anayasaya aykırı bir şey olmadığı, asıl kuvetler ayrılığının bu kararla sağlandığını söylemeye gerek yok. Kuvvetlerimizden yasama ve yürütmenin başı sonu belli değil zaten. Üç ayaklı sacın ikisi kaynak olmuş! Hepsi RTE denen, süper güneş gözlüğüyle yalakalarının canlarını yakan adamın emrinde. Mahkemelere sızmak için yapıkları ortada. Eh, karşı çıkılınca “Kuvetler Birliği”ne, Ilımlı İslam’a, Demokratik Sıkmabaş’a aykırı oluyor! Türban yasağı kararı çıkmadan önce, Boğaziçi binasının tam göbeğinde, bizzat türbanla salınan kızlarımıza şahit oldum!

Bu kızlarımızdan söz açılmışken de, Nuray Bezirgan adlı saf kardeşimiz, Humeyni’nin kurduğu baskı rejiminden sorumlu olmadığını iddia ederken, olmayan tarih bilgisiyle Nene Hatun hikayesini -artık hangi beyin yıkayıcının anlattıklarıyla bilmem- kendi çapında baştan uyduruyor, aklısıra türbanın kutsallığını vurguluyor. Örnek için teşekkürler, herhalde o savaş sırasında cahil halkın dini duygularının, Kurtuluş Savaşı aleyhtarı İstanbul hükümetinin isteğiyle nasıl sömürüldüğünü de anlatmışlardır sana. Senin gibi sözde üniversite okuyan, ama aklı bir gıdım ileri gidemediğinden, bir insanı kendi kurduğu rejimden soyutlamak gibi akıldışı bir yolu seçen insanlardan bile cahilmiş halk. Ama o halleriyle, İngiliz-Fransız geldi mi, sonlarının ne olacağını biliyorlarmış en azından. Sen daha sevme Atatürk’ü, bence kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ama saygı duy be, o kadarcık şerefin olsun! Madem birinin boyundurluğu altında yaşamak o kadar güzel işmiş, neden tarih boyunca bu kadar savaşmış insanlar kurban olduğun İngiliz, Fransız sömürgesine karşı? Neden Türk milleti emsal olmuş onlara, neden bu kadar korkmuşlar İngilizler bizimle savaşmaktan, ya sömürge Müslümanlar uyanırsa diye? Hiç mi çalıştırmadın tepesine bez bağladığın güzel saksını? Ben daha çok yazarsam, patlayacağım.

Malum, 3 gün sonra ÖSS, mezuniyet anılarım da bir ara gelecek inşallah ama; ÖSYM başkanı Ünal Bey, zamanında kuruma atfen çok manidar bir şarkı yapılmıştı: ÖSYM g… ye! diye. Bir açıklama yapmışsınız, sorular çoook kolay diye. Açın da tekrar bakın o sınavın adına, kısaltmanız pek doğru değil ama… Öğrenci Seçme Yerleştirme Sınavı. Yani, zaten baraj aşamayan insana lafım yok, ya berbat bir eğitim almış ya da kendini amma kasmıştır. Lakin, hepimiz “Acaba nereye gireriz?” telaşı içindeyiz. Hepimizin bir yere girmesinin bir anlamı yok, önemli olan düzgün bir yere kapak atmak. Sorular kolay diyip bir halt yediğinizi sanmışsınız ya, o şarkıyı bir daha dinleyin derim. Şu an stres yapan arkadaşlarım ve tüm ÖSS öğrencileri adına, benden size hediye olsun…