‘sinema’ Etiket Arşivi

Geri Döndüm.

// 6 September 2008 // 2 Yorum » // film, günlük hayat, üniversite

Selam! Geri döndüm!

Usta milletinin bugün, yarın ertelemelerinden sonunda kurtulup ev tadilatımızı hallettik, tabi ben süreç içinde internet ve kablo TV eksikliğinden ölmek üzreydim, zamanımı Photoshop’ta saçmalayarak, bilimum haftalık ve aylık dergileri okuyarak ve de film seyrederek geçirdim.

Penguen okumaya başladım mesela, eskiden arada bir gözüme çarpınca alırdım, şimdi 1 aydır düzenli olarak alıyorum ve gündemi sıkıcı gazeteleri okumadan da takip edebilme olanağından çok hoşlandım, kapak zaten oldukça esprili bir şekilde haftanın konusunu ortaya atarken, ilk 2 sayfada çizilen Tayyip Erdoğan karikatürlerinden -eh adam her hafta bir olay çıkarıyor, daimi mensup- de çok hoşlandım.

Ama Penguen hakkında yazma sebebim bu değil, sebep dergide okumaktan oldukça hoşlandığım biri: Semra Can. Malum, mizahı hep erkek işi biliriz, espri yapan kıza ya aranıyor ya da hafif muamelesi yaparız, kızın tek ve de yek gayesi dinlemek ve gülmektir bizce. Birçok erkek de espri bulacağım diye kendini sıkarken salak durumlara düşer, zaten çoğunlukla bu zorlama durumlara güleriz, halbuki arkadaş arasında bizim de en az onlar kadar bu işi kıvırabileceğimize şahit olmuşumdur. Semra Can da mizah dergilerinde gördüğüm zorlama işi espri konularına girmiyor, hayatını anlatıyor, erkeklere kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu gösteriyor; asla vazgeçemediğimiz ayakkabı ve çanta takıntımızı, ilişkilerde verdiğimiz garip tepkileri, yargı kriterlerimizi… Espriler sizi her zaman kahkahalar attırarak yerden yere vurmasa da, eğleniyorsunuz, okurken tat alacağınızdan emin başlıyorsunuz okumaya. Fıçı adlı kedisiyle konuşmalarının karnıma ağrılar sapladığı da olmuştur. Orjinal biri, orjinal yazıyor ve yüz ifadelerinden, çiziminden, böyle erkek egemen bir dalda yeteneğini konuşturmasından çok hoşlandım.

Çizgilerden bahsetmişken, bir çizgiroman uyarlaması olan V for Vendetta filmini seyrettim. Şimdiye kadar hoşlandığım tek bir filmden bile hoşlandıysanız, buna bayılacaksınız. Hiç bu kadar orjinal bir konu okumamıştım, karakterin yüzündeki sabit maskeye rağmen bu kadar iyi oynayıp her duyguyu vermesine tanık olmamıştım. V takma adlı kahraman, İngiltere’nin başına gelen felaketen sonra ülkeyi kurtarma vaadiyle başa geçip baskı rejimi kuran hükümeti oldukça ironik ve yüzlerine baka baka onlarla dalga geçerek alt etme amacında. Ona yardım edebilecek tek kadınsa önce onun davasında haklı olup olmadığına kendini inandırmalı. İmkansız bir aşkı da içine katan film, çizgiroman hakkında tek fikrim olmadığı halde bence gelmiş geçmiş en iyi uyarlama.

Bu arada, artık resmi olarak üniversiteliyim, 3 Eylül’den beri. Artık öğrenci olup olmadığımı soranların gözüne sokacak bir kartım bile var! (Bu sene sınava gireceklere uyarı: Okulda çekilen o rezil başvuru fotoğrafları konuluyor kimlik kartına, siz siz olun, başvuru yapacağınız gün benim yaptığım gibi rezil hüsva halde gitmeyin okula.)

Mükemmel Erkek?

// 31 July 2008 // 10 Yorum » // sınıflandırılmamış

Twilight serisini okuyan var mı? Amerika’da şu anda satış rekorları kıran serinin, yayınevlerimiz çevirisini sunmak bir yana, İngilizce halini bile tek tük getirtiyorlar, bu yüzden cevabınız “Hayır?” olursa şaşmam. İstanbul’da ve tatilde olduğum için orda burda kitapçılarda fink atabiliyorum, bu sayede ilk kitabı satın aldım, ikinciyi de netten okuyoruz evelallah. Neyse, yazıyı yazma amacım, size Twilight’tan ve başkarakter, okuyan kızların “Gerçekten olsa da bu fani erkeklerden kurtulsak!” diye isyan ettiren Edward‘ı bu kadar mükemmel yapan özelliklerden bahsetmek. (Erkek okuyucularım, ilginizi çekiyorum, değil mi???)

  • Efendim, kızların ölüp bittiği bu karakter, bir vampir. Evet, mükemmel erkeğimiz bir sümsukus ya da metroseksüel değil, vampir.
  • “Vampir olmuş da adam mı olmuş?” diyecekseniz, şu olmuş: Vampir olarak kendisi, Yunan tanrılarını andıran bir yüz ve vücuda, ruh haline göre renk değiştiren altın rengi gözlere, güneş ışığında altın gibi parlayan oldukça beyaz bir tene sahip. Çok hızlı koşuyor, dinlediğinizde sizi ağlatabilecek besteler yapıyor, kızın hayatını kurtaran reflekslere sahip. Yani, hem sert hem de yumuşak bir yanı var. İç geçirdiğinizi duyar gibiyim…
  • Fiziksel özellikleri yetmedi, *bir de kimyasalları var (iğrenç espri!)*, bir de ruh özellikleri önemli: Bu mükemmel yaratık, sadece kokusundan, diğer insanların aksine onun düşüncelerini duyamamasından ve insani tepkilerinden hoşlandığı için, oldukça normal bir kıza ölesiye aşık oluyor (ve vampirler kolay ölmez), kendini sürekli bu kızcağızı korumak, gece uyurken başında beklemek, ailesinin kana olan susamışlığı karşısında kızı korumak, kendi kana susamışlığına ölesiye karşı koymak zorunda hissediyor. Böyle bir yaratıktan beklemeyeceğiniz kadar duygusal, ayrıca birçok erkeğin aksine karmaşık ve gizemli bir yapısı var.
  • Mükemmel olan sadece aşk değil, olay örgüsü de:

  • Erkek bir vampir, kız bir insan. Aralarında baştan bir av-avcı ilişkisi var ve kız bunu öğrendiğinde çoktan aşık olduğu adama, güvenle kendini teslim ediyor.
  • Erkeğin kızla her fiziksel temasında, içindeki erkek ve vampir karşı karşıya geliyor. İstediği kızın kanı mı duyguları mı?
  • Vampirin bu sorunlarından dolayı, birlikte olduklarında dahi, fiziksel yakınlaşmaları bir sınırı aşamıyor. Kadın okuyucu burada kopuyor zaten.
  • Kız asla, nasıl bu kadar mükemmel bir erkeği hak ettiğine inanamıyor. Ve sanki, kendimizi en sıradan hissettiğimiz anda bile, mükemmel erkeğin bize zayıf gelen yanlarımızı bile sevebileceğini gösteriyor.
  • Kız ne zaman başını belaya soksa, sevdiği adam tarafından kurtarılıyor.
  • Şimdi bana burada mükemmel olmayan tek bir şey söyler misiniz?

    Eğer bir erkek arkadaşınız varsa, boşuna zahmet edip okumayın, derim. Ondan muhtemelen nefret edeceksiniz…
    Yok ben Dicle gibi sapım, okuyayım da bari kediyle uzanamadığı ciğer muhabbeti yapayım, diyorsanız, kitapçılar kazan siz kepçe arayın!

    Dün Batman – The Dark Knight’ı izledim. Açıkçası, gereğinden fazla uzatılmıştı, kötü karakter olarak Joker’i asla sevememiştim, Batman’in kostümüne ve zengin triplerine de oldum olası kılım. Iron Man de zengin, ama en azından sonradan burnu havada halinden vazgeçiyor ki, geçmeden önce de oldukça süperdi. Ayrıca o kadar çok kişi öldü ki, “Joker’in öldüreceği adam kalmadı, niye uğraşıyorlar ki artık?” diye düşünmedim de değil. Çok meraklı değilseniz, paranızı boşa harcamayın derim. Bir de müzikal tipli şeylerden biraz olsun zevk alıyorsanız ve Pierce Brosnan’ın James Bond’da yaptığı tüm karizmayı, şarkı söyleyip dans ederek bozmasından rahatsız olmayacaksanız, Mamma Mia çok süper bir filmdir, derim. ABBA şarkıları mı filmde kullanılmış, film mi şarkılar için yapılmış, belli değil. Birbirlerine çok uyumlular.

    X-Files’ın filminin gösterim tarihi 12 Eylül’e ertelenmiş ve sinir krizlerime hakim olamıyorum. Neyse, kendinize iyi bakın…

    NOT: Merak edenler için, tercihlerimi yaptım, Boğaziçi, Sabancı, İTÜ. Bana Boğaziçi konusunda şans dileyin anacığım!!!