‘siyasi’ Etiket Arşivi

Ampul, Sıkmabaş, ÖSS…

// 13 June 2008 // 1 Yorum » // sınıflandırılmamış

Şu havalı Amerikan filmlerini hepiniz bilirsiniz: Davalı suçu artık herkes tarafından bilinen ve kabul edilmiş bir zanlıdır ve süper karizmatik savunma avukatı, yasada her zaman bulunan hukuki boşluğu kullanarak adamı kurtarır. Ben, yıllar yılı hukuku bu zannettim: Yasal boşluklardan faydalanmak.

Sanırım, günümüzde hala hukuku böyle zanneden bir zihniyet var, evet, ampul partisini kasdediyorum. Anayasa Mahkemesi kararı belli olduktan sonra bir hukukseverlik başladı ki sormayın! Gerekçesiz karar yayınlanamaz, bilmemkaçıncı maddeye aykırıdır! Bizim yaptığımız değişiklik, türban için değildi ki, özgürlükler içindi! Zaten ben çıkıp bağırdım meydanlarda “Haydi kızım, kap bir bez parçası, sar kafana, sonra doğru okula!” Hukukseverliğinizi, laiklik ilkesinin bir kilometre arkasından tepetaklak dolanırken gösterecektiniz, maalesef biraz geç oldu, ki zaten ortada anayasaya aykırı bir şey olmadığı, asıl kuvetler ayrılığının bu kararla sağlandığını söylemeye gerek yok. Kuvvetlerimizden yasama ve yürütmenin başı sonu belli değil zaten. Üç ayaklı sacın ikisi kaynak olmuş! Hepsi RTE denen, süper güneş gözlüğüyle yalakalarının canlarını yakan adamın emrinde. Mahkemelere sızmak için yapıkları ortada. Eh, karşı çıkılınca “Kuvetler Birliği”ne, Ilımlı İslam’a, Demokratik Sıkmabaş’a aykırı oluyor! Türban yasağı kararı çıkmadan önce, Boğaziçi binasının tam göbeğinde, bizzat türbanla salınan kızlarımıza şahit oldum!

Bu kızlarımızdan söz açılmışken de, Nuray Bezirgan adlı saf kardeşimiz, Humeyni’nin kurduğu baskı rejiminden sorumlu olmadığını iddia ederken, olmayan tarih bilgisiyle Nene Hatun hikayesini -artık hangi beyin yıkayıcının anlattıklarıyla bilmem- kendi çapında baştan uyduruyor, aklısıra türbanın kutsallığını vurguluyor. Örnek için teşekkürler, herhalde o savaş sırasında cahil halkın dini duygularının, Kurtuluş Savaşı aleyhtarı İstanbul hükümetinin isteğiyle nasıl sömürüldüğünü de anlatmışlardır sana. Senin gibi sözde üniversite okuyan, ama aklı bir gıdım ileri gidemediğinden, bir insanı kendi kurduğu rejimden soyutlamak gibi akıldışı bir yolu seçen insanlardan bile cahilmiş halk. Ama o halleriyle, İngiliz-Fransız geldi mi, sonlarının ne olacağını biliyorlarmış en azından. Sen daha sevme Atatürk’ü, bence kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ama saygı duy be, o kadarcık şerefin olsun! Madem birinin boyundurluğu altında yaşamak o kadar güzel işmiş, neden tarih boyunca bu kadar savaşmış insanlar kurban olduğun İngiliz, Fransız sömürgesine karşı? Neden Türk milleti emsal olmuş onlara, neden bu kadar korkmuşlar İngilizler bizimle savaşmaktan, ya sömürge Müslümanlar uyanırsa diye? Hiç mi çalıştırmadın tepesine bez bağladığın güzel saksını? Ben daha çok yazarsam, patlayacağım.

Malum, 3 gün sonra ÖSS, mezuniyet anılarım da bir ara gelecek inşallah ama; ÖSYM başkanı Ünal Bey, zamanında kuruma atfen çok manidar bir şarkı yapılmıştı: ÖSYM g… ye! diye. Bir açıklama yapmışsınız, sorular çoook kolay diye. Açın da tekrar bakın o sınavın adına, kısaltmanız pek doğru değil ama… Öğrenci Seçme Yerleştirme Sınavı. Yani, zaten baraj aşamayan insana lafım yok, ya berbat bir eğitim almış ya da kendini amma kasmıştır. Lakin, hepimiz “Acaba nereye gireriz?” telaşı içindeyiz. Hepimizin bir yere girmesinin bir anlamı yok, önemli olan düzgün bir yere kapak atmak. Sorular kolay diyip bir halt yediğinizi sanmışsınız ya, o şarkıyı bir daha dinleyin derim. Şu an stres yapan arkadaşlarım ve tüm ÖSS öğrencileri adına, benden size hediye olsun…

Geliyor, Kaçın!

// 23 May 2008 // 12 Yorum » // sınıflandırılmamış

ÖSS yaklaşıyor, savulun sefil fareler!!!

Eh, geri sayım başladı, ama sınav bana hala aylarca uzak gibi geliyor. Bazıları “bitse de gitsek” moduna girdi bile; lakin bende tık yok. Üniversite gezme, mezuniyet işleri, arada kendine vakit ayır, 15 deneme elinde patlamadan bitir falan. Ohooo… İçim bayıldı.

Hemencik, siz sevgili ziyaretçilerime önceden verilmiş bir sözüm vardı, unuttum sanmayın. İşte mezuniyet kıyafetim & ayakkabı ve çantam.

Büyük hali için tıkla. Büyük hali için tıkla. Büyük hali için tıkla.

(Erkek ziyaretçilerim, eğer varsanız, pardon lakin şu kız muhabbetini hemen tamamlayıp daha derin mevzulara gireceğim.)

Şimdi size bir soru: Bildiğiniz şöyle güzel bir bronzlaştırıcı krem var mı? Solaryum pek benlik bir iş değil ve genelde tatilde bayağı sürükleyici kitaplar okuduğumdan (Napalım, dik oturmadan okuyamıyorum!!!) yanamıyorum işte…

Niye taktın, ohooo daha çok var demeyin. Bizim okul ÖSS öncesi yapıyor bu işleri.

Kültürel faaliyet olaraktan, (artık ne kadar kültürel denebilirse) okuduğum son kitap: Av Kuralları (John Sandford). Polisiye seviyorsanız kesinlikle okuyun, derim. Hem zeki bir katil, hem de zeki bir dedektif var karşımızda. Ve olayı çözen, kanıtlar değil, ikili arasındaki psikolojik savaş oluyor. Kesinlikle sürükleyici ve ayrıntılarla boğulmaktan uzak. Hem diğer polisiyelerden farklı olarak katil psikolojisini klişeden uzak durarak açıklıyor, hem de karşısına gerçekten ilginç bir polis koyuyor. Şu karizmatik, herkesten bağımsız çalışan tiplerden.

Konu itibariyle ne kadar kültüreldir bilmem ama, 2 hafta önce Ironman (bizimkilerin deyişiyle Ayran Man ya da doğru haliyle Demir Adam)a gittim. Superman, Spiderman, Fantastic Four, X-Men… Bütün çizgifilm uyarlamalarını silin. Çizgifilm haliyle çoğunlukla kendini sıkıcıya bağlayan Demir Adam, muhteşemin de üstünde bir şeklilde incelenmiş. Anlatılanlar gerçek teknolojiler (Spiderman, Fantastic Four ve Superman buradan kaybediyor.) ve Tony Stark cidden karizmatik. Bayan gazeteciyle yattıktan sonra adamın evini yakından uzağa doğru bir planda çekiyorlar ve arkadaşımla ben arka arkaya “Oha, oha, oha…” diye inildiyoruz. Demir Adam’ın ortaya çıkışı süper ve bu seçimi sadece yeteneğe sahip olduğu için değil, istediği için yapıyor, böylelikle kendini yine tüm süperkahramanlardan ayrı tutmayı beceriyor. Tony Stark’ın şımarık ve zeki zenginden, Demir Adam ruhuna girmesi başarıyla işlenmiş, hem de film efektlerle boğulup video oyunu haline getirilmemiş. Eh, bana da, filmin süper karizma oyuncusu Robert Downey Jr.’ı en yakın zamanda Muhteşem Erkekler Listesi‘ne eklemek kalmış sanki ^-^

Gelelim, biraz daha siyasi işlere… 1 Mayıs’ta yalnızca 2 evet, yanlış okumadınız sayıyla da yazayım, iki, polis orantısız şiddet kullanmaktan sorumlu bulunmuş. Sanırım doğru-ters orantı olayını karıştırdılar biraz. Kapatma olayına gelince kimin eli hazinenin cebinde belli değilken, AKP’ye hazine yardımı kesilirse kahkahalarla gülerim yani. Kim çıkardı bu “zekice” fikri merak ettim doğrusu. Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisinin de sonuna kadar arkasındayım. Görevleri Anayasa’yı mı korumak? Evet. Siz buna karşı bir şeyler yapıp iddianameye karşı savunmanızda bunu inkar etmeye dahi tenezzül etmiyor musunuz? Evet. O halde muhalefet de ederler, siyasi de davranırlar, kardeşim!

Ah, bir de Tuba Ekinci’nin “Kondom” adlı şarkısını dinledim!!! Millet tutturmuş, küçük çocuklar izlemesin diye. Yahu tamam da, siz de çocuğunuzun dinlediğine dikkat edin ve bir zahmet artık çocuklarınıza bazı şeyleri açıklamaktan utanmayın. Sonra oradan buradan saçma sapan şeyler öğreniyorlar, böylesi daha mı iyi?
Şarkıya gelince, yorumsuzdur…

Şarkılardan söz açılmışken, Busta Rhymes & Linkin Park’tan We Made It. Dinleyin derim.